netkitap.com

NÜ SIZI


İÇİMDE HİÇ DİNMEYEN GİRİ(f)T BİR SIZI

Ömer AKŞAHAN

“Kendi iç dünyasıyla hesaplaşamayan, iç çelişkilerini ve zayıflıklarını göremeyen; birey olmanın zorlu serüvenine katılamayan, yani ‘kendisi’ olamayan kişiler günlük tutmaya yönelmez.” derken Hülya Soyşekerci, o günlüklerin gerçekte şiire, öyküye, romana azık yapıldığını vurgular gibidir.
“İnsan, yaşadıklarının ve okuduklarının bir toplamıdır.” diyen Hasan Ali Toptaş gibi sanat adına yola çıkanların, kiminin şiir, kiminin öykü, kiminin de roman durağında indiği bu uzun ve yorucu tren yolculuğunda dillerinden düşmeyen tek şeyse, tükenmeyen sevdaları değil midir?
Hayat denen girift yolculuğa kendi istemleri dışında çıkanların yaşadığı serüvenleri okunarak yeni serüvenlere çıkılmaz mı?
Pelin Onay da şimdilik şiir durağında mola verenlerden biri…
İlk durağının adı da: ‘NÜ SIZI’…
Bu durağa onu taşıyan treninse çok beklemeyeceği, şef trenin telaşından belli…
O da zaten bu durakta çok kalmayı istemiyor…
Ama onun da söylediği, bu yolculuğa “içinde hiç dinmeyen giri(f)t bir sevda”yla çıktığıdır…
Bu sevda, ozanın dediği gibi, hiç gitmese de, hiç görmese de, hiç kalmasa da o yer bizim dediği, çok uzaklarda ve çok eski tarihlerde kalan melankolik bir ada sevdasıdır…
Yâr gidiyor (fevli i agapi mu); rum meyhanesindeydik… dilimizden dökülürken şarkılar, vedaların hatırına kadeh kaldırdık... sevmiştik… bekledik de… şimdi, tütün kokan parmakların kaldırdığı, inadına yürekli bir sevdadır anason… kokusundaki özlem… bizi kutsa gece, kapında sabahlıyoruz… kapında yeniden aşık olmaya geldik vedalara rağmen… hadi doldur kadehleri…(s.15)
Onun hiç dinmeyen Girit özlemi işte bu satırlarda su yüzüne çıkıveriyor…
O, şiirleriyle Akdeniz’in berrak, güneşle her dem oynaşan suların derinliğinde antik bir aşkın anforasını çıkaran dalgıçtır…

“yasu” diye bağırıyor bir balıkçı
eyvallah çekiyor yan masadakiler
bir kadın derinden “samyotisa”yı söylüyor,
“sagapo me agapi” diyor
bütün meyhane başını öne eğiyor
kadın şarkı söylüyor
kadın ağlıyor
yâr gidiyor”(s.15)

Yurda Lozan Antlaşmasıyla geri dönen Giritli Türklerin diğer Türk göçmenlerden farkı, Rumcayı anadili olarak kullanmalarıdır. Türkçeyi ise yurda dönüşlerinde yoğun olarak kullanmaya başlamışlardır. Ancak birinci kuşak Giritliler hemen tamamı halen kendi aralarında Rumca konuşurlar.
Pelin Onay her ne kadar birinci kuşaktan olmasa da aile büyüklerinin anlattığı Girit öyküleri, masallarıyla büyümüştür… Yüreğinde saklı bir inci gibidir Girit!
Belleğinde derin izler bırakan bu Girit sevgisi Nü Sızı’da o denli belirgindir ki, daha ilk şiirlerinden başlayarak onun nereli olduğunu kolaylıkla sezebilir ki, ilerleyen bölümlerde kendi de dile getirir…
Onun bu dile yatkın oluşu da şiirine ayrı bir tat, renk ve desen oluyor…
Denizsiz yaşayamam der ya bazı insanlar, Pelin’e de sorsanız, denize yaslanmış bir Rum meyhanesinde “giderek derinleşen bakışlar/Madam Sophia’nın sesine takılıyor/”hadi ama…/..çalsin sazlar../..geldik biz ağlamaya”(s.16) der, hiç duraksamadan.
Onay’ın şiiri hiç yakalanamamış aşklara yakılan derin ağıtlar gibidir. O, “öpüldüğü yerden kanayan aşk”ı arar hiç durmadan. Kimi zaman bir kumsalda “dağınık sevgilerin ortasında kalır yaptığı kumdan kaleler” ki, burada akla yıkılmaz Girit kalelerini de getiriyor ister istemez. Ona burada yardım edecek biri varsa, o da babasıdır: “hadi baba! Bir kez olsun yardım et / teller örelim anılarımın çevresine /yaralanmasın sevişmelerim” (s.19)
Nü Sızı, Pelin Onay’ın kendine yaptığı içsel bir yolculuktur. Kimi zaman kahrolduğu, uykusuz bırakıldığı, yitik ülkelere giriş vizesi alamadığı ‘ateşine karlar yağan’ hüzünler.
Nü Sızı’daki yolculuğumuzda artık Pelin kimliğini okuruna itiraf eder: “ah ‘more!’ bilmiyorum/ ben minnacık Giritli bir kadınım” (s.25) elinde sımsıkı tuttuğunu sandığı sevda, onun sevdası değildir artık.
O, limanı terk ederken sorar: “şimdi söyle bana,/ben bu sevdayı hangi denize atayım?”(s.25) ama atmaya kıyamaz, çünkü bütün denizler mavidir, en iyisi, senin “gözlerine mi atayım?”.
Onay, bu ilk şiir yapıtında okuru adeta imge sarhoşu ediyor, kendi sevdası yetmezcesine. Karşısında ona derinden bakan biri varmışçasına o denli rahat bir söylemi var ki, bazen ben bile onun gibi “lal” oluyorum. Ama ona göre: “(suskunluk tehlikeli bir silahtır, lütfen sevilenlerin ulaşamayacağı yerlerde saklayın)” (s.24)
O konuşmak, raks etmek, şarkılar söylemek ister. Yalnızlığını kiraya vermek isterken sevdiği için bambaşka düşler kurar. Derken bir gün yolu Assos’a düşer. Yeni bir sevda gibi tutulur bu mistik antik kentin büyüsüne. Ve orada geç de olsa anlar , “kimse giderken götürmüyor sevdaları yanında”. Vesikalı yârim deyişini anımsatırcasına “vedalar vesikamdır artık, dönüyorum” (s.29) der.
“Düş(me)ler… Aşk bitti”de, yedi alt başlıkla işleniyor şiir. Her bölümün başında da bir dize yer almış. Okuru düşündüren ve şaşırtan imlemeler bunlar.

…üstat, beni müsait bir şiirde indir…
…susmaya gidiyorum…birazdan dönerim…
…teri soğumamış bir ayrılıkla içilen özlem, ateş yapar…
…bu şiire girmek hüzünlü ve yaşlıdır…
…bu şiirde U dönüşü yapılmaz…
…kızım bahara aldanma, üstüne yine de bir şiir al sen…
…aşk dersem çık, ayrılık dersem çıkma…(s.68,69,70,71)

Günlük yaşamın içinde süzülüp gelen bu deyişlerin şiire yuvalanması, Onay’daki sağlam gözlem yeteneğini kanıtlar gibidir.
İlk kitaplar kimilerine keşke dedirtse de, şiirdeki gelişimini uzun yıllardır üyesi ve yazarı olduğumuz sitelerden tanıdığım Pelin Onay için bu söylenmeyecektir.
Ama her şairin başına gelen onun da başına gelecektir. O da, bir gün kendine belki niye bu kadar imgeyi bir hovarda gibi harcadım, diyebilecektir. Yoksa onda zaten var olan şiir damarı gümbür gümbür akmaya devam edecektir. Yeter ki,”şarkılar bağrımı delmeden/vedalar yüreğimi delirtmeden önce, nedeydiniz?” (s.78) dedirtecek birisi çıkmasın karşısına!
İzmir’e aşkla bağlı bir insandır Pelin Onay. O yosun kokusu ve iyot havası almadan yaşayamaz. “Lirik Hesaplaşmalar. Dönüyorum” şiiri Aykırı Sanat Jüri Özel Ödülüne layık görülen sanatçının şiirleri birçok dergide yayımlanmıştır.
O, özgeçmişine değil öz geleceğine bakan biridir.
Yolun açık olsun, yüreği kocaman bir deniz, ey Giritli Kadın!

_________
Nü Sızı, Onay Pelin, 80 sayfa, 1. Baskı, Artshop yayını, 2007, İstanbul

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »