ŞİİR HİKAYELERİ

ŞİİR HİKÂYELERİ (*)
 
Ömer AKŞAHAN
 
Bunca yıllık şiir uğraşısının ardından şiirin de magazini oluyormuş dedirten bir kitapla tanıştım bu aralar. “Şiir Hikâyeleri”, yazarı her ne kadar kitapta akademik kariyerinden söz etmemişse de aynı zamanda yeğenimin hocası olması sayesinde öğrendiğim Haluk Oral Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik Profesörüdür. Doğan Hızlan kendisi için “bir edebiyat arkeoloğu” sıfatını uygun görmüş.
Haluk Oral gerçekten bugüne kadar kimsenin doğrudan ele almadığı bir alanda çok ilginç bağlantılarla hemen herkesin aşina olduğu ve sevdiği antik şiirlerin katmanlarına kazmayı vurmuş ve ortaya birbirinden ilginç bağlantılar çıkarmış.
Bana deseler ki, bu şiirini kimin için yazdın ya da hangi etkiler altında bu şiir ortaya çıktı, diye; yanıtım, “O benim işim değil. Benim işim şiirimi yazmak ve gerektiğinde sizlerle paylaşmaktır. Bunun ötesi ancak magazincilerin işi,” derim.
Ancak yiğidi öldür hakkını yeme, lafı Haluk Oral için de geçerli. Uzun yıllar İstanbul sahaflarında eser kovalayan, şairlerin yaşadığı semtleri dolanan, onlarla ilişki içinde olanları bulup dinleyen gerçek bir araştırmacı o.
Ele aldığı şiir ve şairler oldukça ilgi çekici. Özdemir Asaf’ın Lavinia’sından girmiş, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ından çıkmış.
Böylesi geniş bir yelpazede değerlendirmeye alınan ve 11 ana başlıktaki incelenen şairler arasında, Özdemir Asaf, Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Kemal, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Ahmet Muhip Dranas, Şevket Rado, Salim Rıza Kırkpınar, Necati Cumalı, Mehmed Akif, Sevin Seydi, ve Oğuz Atay var.
“Lavinia” şiiri Özdemir Asaf’ın meşhur şiir matinelerinin finalinde okumayı adet edindiği ve onun alamet-i farikası gibi sayılan bir şiirdir. Ancak yıllarca şiir dünyası “Lavinia”nın kime yazıldığını öğrenememişti. Lavinia’nın gerçek kimliğini ilk olarak Mücap Ofluoğlu’nun “Bir Avuç Alkış” adlı Çağdaş Yayınlarından çıkan anı kitabında açıkladığını söylüyor Oral. Bir dedektif gibi iz süren yazar, sonunda Lavinia’nın sadece adını öğrenmekle kalmaz, onun hayatına giren erkekleri de öğrenir.
Lavinia nam-ı diğer Mevhibe Meziyet Beyat’a sırılsıklam âşık olan Özdemir Asaf şiirinde “Sana gitme demeyeceğim, / Ama gitme Lavinia. / Adını gizleyeceğim / Sen de bilme, Lavinia.” der ve dostlarınca bu bir vasiyetname gibi algılanır ve onun gerçek adından hiç söz etmezler. Ancak bu konuda ilk ihanet Mevhibe’nin ikinci kocası olan Öztürk Serengil’i filmlerde seslendiren tanınmış tiyatrocu Mücap Ofluoğlu’ndan gelecektir.
Şiirin arka sokaklarına neden dalmayı düşündüğünü şöyle açıklar Oral: “Acaba sevdiğim şiiri, şairin söylemek istediğini anladığım için mi, yoksa, bambaşka bir anlam yükleyerek mi sevmiştim? Bu sorunun yanıtının çok zor, belki de imkânsız olduğunu fark ettikten sonra sadece şiirlerin hikâyeleri ile yetinmeye karar verdim.” (s. IX)
Yazarın değindiği bu konu, şiirin resim ve müzikle olan yakın ilişkisini de akla getirir. Modern şiirin de modern resim ve klasik müzik gibi bir alımlama işi olduğunu ve bu sanatlara ait yapıtları da yeterli estetik eğitimi almışlarca kavranacağını bize anımsatıyor.
Yıllar önce Yahya Kemal’in bir şiirini 25 yılda tamamladığını duyduğumda şaşırmış ve inanamamıştım. Daha sonra şairle ilgili Cahit Tanyol’un kaleme aldığı eseri okuyunca hak verdim. Şiir Hikâyeleri’nde de Oral Yahya Kemal’in “Açık Deniz” adlı şiirini 25 yılda tamamlandığını yazıyor.
Tarihe olan merakımdan olsa gerek, Haluk Oral’ı kıskanmadım diyemem; kitabına yer verdiği orijinal belgeler nedeniyle. Yayımlandıkları dönemde belki birçoğunun yeri çöplük olan bu belgeler zamanla nasıl da değer kazanıyor, onu ancak arşiv yapanlar daha iyi anlar.
Yazın hayatı birçok şair ve yazarın iniş çıkışlarına, kimi zamansa hiç ummadığı bir ortamda karşılaştığı sürpriz olaylara tanıktır. Bunlardan biri de kitapta Nazım Hikmet ve Orhan Kemal’in Bursa Hapishanesindeki karşılaşması olarak anlatılıyor. Edebiyat dünyasına şiirle giren Orhan Kemal, Nazım’a çekine çekine şiirlerini gösterir. Ancak ilk okuma sınavında istediğini alamayan Orhan Kemal, Nazım’ın “-Kâfi kardeşim, kâfi… Bir başkasına lütfen.” Sözüne muhatap olur. Orhan Kemal’in roman müsveddesini tesadüfen okuyan Nazım Hikmet, okudukları karşısında heyecanla Orhan Kemal’in yanına gelir.
“-Siz mi yazdınız bunu?
Çekinerek:
-Evet… dedim.
-Birader, dedi, neden bahsetmezsiniz bundan. Siz nesir yazın nesir!” (s.108)
O görüşmenin ardından bugünkü ünlü öykücü ve romancı Orhan Kemal doğar.
Yazıyla uğraşan hemen herkesin yıldızının parladığı anlar vardır. Bu olay da Orhan kemal için öyledir. Hapishane koşullarında dahi insanın ayağına böyle bir şansın gelmesi mucize gibi görünse de olay tamamıyla bir gerçektir.
Benim de başımdan benzer bir olay geçti. Nazilli İlköğretmen Okulu birinci sınıfındayım yani lise bir. Kompozisyon öğretmenim Veli yel, yemekhane binasında kompozisyon sınavı yapıyordu. Yazı konusunu verdikten sonra ben kâğıdın üzerine eğilmiş habire kalem oynatıyordum. Bir ara yanımda bir gölge belirdi. Kafamı kaldırdığımda gördüğüm kişi öğretmenimizdi. Bana bakarak:
-Ne yazıyorsun Ömer?
-Verdiğiniz konuyu hocam, dedim.
-Oğlum, o kadar yazmana gerek yok, senin notunu ben çoktan verdim. Senin notun zaten on, demez mi?
Tabii, her dersin amacı o derse olan ilgiyi artırmak ve o alanda yeteneği olanların da önünü açmak olduğunu varsayarsak ki, -öyle de olmalı ya- Veli Yel hocama yazdığım öykülerimi evine kadar gidip veriyor ve onun yaptığı eleştirilere göre öykümü geliştirmeye çalışıyordum. Beni yazar olmaya özendiren sevgili hocama buradan binlerce kez teşekkürler gönderiyorum.
Yazımı Doğan Hızlan’ın kitapla ilgili dileğini paylaşarak bitireyim: “Şiir severseniz, bir şiirin serüvenini, en doğru yazılışını öğrenmek isterseniz bu kitabı okumalısınız.”
 
(*) Şiir Hikâyeleri, Oral Haluk, s. 165, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. baskı, Mart 2009, İstanbul.

Yorum Yaz